çember

çember, basitçe herkesin birbirine ve merkeze eşit mesafede oturabildiği çember şeklinde bir araya gelerek, karşılıklı konuşmadan, birbirimizi can kulağıyla dinleme ve kalpten paylaşma pratiği.

yaptığımız işi piyasanın kurallarından tamamen ayırınca, topluluktaki insanların emekleri alışılagelmiş şekilde karşılanamıyor tabii; yani kısaca prova, yaratım, tasarım, performans süreçleri için belirli bir para vermiyoruz. bu özellikle topluluk liderlerinin ve yönetmenin üzerinde büyük bir mahcubiyet yaratabiliyor. bunun sonucu, aslında sadece seyirciyle değil, birbirimizle de derinden bir ilişkilenmeye ‘mecbur kalmamız’ oldu. bizimle çalışan kişiye parasını verip bu paranın karşılığını alıp evine gönderemediğimiz için, her gün sormak zorundayız:

bugün nasılsın? kendini dengelenmiş hissediyor musun? dengelenmen için sana başka nasıl armağanlar verebilirim?

bu soruların dürüstlük ve şeffaflıkla yanıtlanması için de güvenli bir alan açmak durumundayız. yani biz sadece kulağa spiritüel olarak hoş geliyor diye çemberlemeye başlamadık; çember adabının getirdiklerine gerçekten ihtiyaç duyduk. birbirinden ‘hoşlanmanın’ çok ötesine geçen bu ilişkilenme biçimi, daha sonra kara kabare’nin dönüşeceği topluluğun da temellerini attı.