çember

çember, basitçe herkesin birbirine ve merkeze eşit mesafede oturabildiği çember şeklinde bir araya gelerek, karşılıklı konuşmadan, birbirimizi can kulağıyla dinleme ve kalpten paylaşma pratiği. kadim halk geleneklerinde, eski “derin kültürlerde” bulunduğu söylenen, Anadolu kültüründe şüphesiz hâlâ izlerini görebildiğimiz, ortak karar verme mekanizmalarının da işletilebildiği bir süreç. armağan ekonomisiyle yaşam deneyimleyen dostumuz ve kabile destekçimiz Emre Ertegün‘ün deyimiyle:

…kısaca council olarak anacağım ve Türkiye’deki taşıyıcıları olarak henüz içimize sinen Türkçe bir karşılıkta uzlaşamadığımız bu gelenek, dünyadaki çok çeşitli bilgeliklerden besleniyor olmakla birlikte en çok da Amerikan yerlilerinin iletişim şekillerine dayanıyor. Bir miktar modernize edildiğini, bizlerin anlayabileceği ve uygulayabileceği şekle büründürüldüğünü söyleyebiliriz. Babası Jack Zimmerman olan council’ın anası için ise Virginia Coyle’un adını analım.”

tiyatroya köklenen bir topluluk olarak kara kabare’nin çember adabını uygulayışının ardında iki temel sebep var:

armağan ekonomisi: yaptığımız işi piyasanın kurallarından ayırmaya çalışınca, topluluktaki insanların emekleri alışılagelmiş şekilde karşılanamıyor tabii; yani kısaca prova, yaratım, tasarım, performans süreçleri için belirli bir para vermiyoruz; modern dünyanın sigorta, yövmiye, iş güvenliği gibi yasal süreçlerle hitap ettiği hakiki ihtiyaçları karşılamak için başka yollar arıyoruz. yani aslında sadece seyirciyle değil, birbirimizle de derinden bir ilişkilenmeye bir anlamda ‘mecburuz.’ bizimle çalışan kişiye parasını verip bu paranın karşılığını alıp evine gönderemediğimiz için, her gün sormak zorundayız:

“bugün nasılsın? kendini dengelenmiş hissediyor musun? dengelenmen için sana başka nasıl armağanlar verebilirim?”

bu soruların dürüstlük ve şeffaflıkla yanıtlanması için de güvenli bir alan açmak durumundayız. başka bir deyişle, sadece kulağa spiritüel olarak hoş geliyor diye çemberlemeye başlamadık; çember adabının getirdiklerine gerçekten ihtiyaç duyduk. birbirinden ‘hoşlanmanın’ çok ötesine geçen bu ilişkilenme biçimi, daha sonra kara kabare’nin dönüşeceği topluluğun da temellerini attı.

– yeni dönemdeki tiyatro anlayışımız: kalbimizde “nasıl bir tiyatro?” “neden tiyatro?” “tiyatronun içinde bulunduğu topluma katkısı tam olarak nedir?” gibi soruları taşıyarak geçirdiğimiz 10 yıllık deneysel araştırmamızın bizi getirdiği noktada, tiyatroyu yeni bir “anlatının,” yeni bir dünyanın araştırıldığı yer olarak yeniden inşa etme fikrine ulaştık. anlatı, yani kültürlerin temelindeki mitoloji kendini katılımcılıkla üretiyor. misal cumhuriyet anlatısı sizin için değerliyse, o zaman 10 kasım’larda saygı duruşu yapmak, 29 ekim’leri bayram olarak kutlamak, yani sizin için anlamlı olan bu anlatıya bu şekilde katılmak isteyebilirsiniz. bu anlatı artık giderek daha az kişiyi kapsadığında, üzülerek de olsa artık bu anlatıda buluşamadığımızı gözlemlediğimizde, biz de daha kapsayıcı bir anlatı, birlikte katılımcı olabileceğimiz bir şey araştırmaya başladık.

dolunay hepimiz için dolunay mı?
güneş hepimiz için doğuyor ve batıyor mu?
demek ki doğanın döngülerinde buluşmakla başlayabiliriz.
açıkçember @karakabare işte bu ihtiyaçla doğdu ve topluluğumuzun yapıtaşı olan çemberleri seyircilerimize de açtık.